Ana Sayfa Hamilelik Günlükleri Zennube Ezgi'nin Hamilelik Günlüğü: 15. Hafta

Zennube Ezgi’nin Hamilelik Günlüğü: 15. Hafta

Sevgili Kadıköy Anneleri;
Pek Sevgili hamilemiz Aslı da artık doğurduysa artık yeni Kadıköy Hamileleri bulma zamanı gelmiştir demektir. Derken e-postamızda bir mesaj; “Hamileliğimin 15. haftasında, uykusuz bir gecede yazıyorum size =). Çok çok uzun zamandır yazıları takip ettiğim, çocuğum olmasa da, eski bir Kadıköylü olduğum için merakla izlediğim bir platform Kadıköy Anneleri. İyi ki kurmuşsunuz! Ellerinize sağlık! Aspurçe‘den Aslı’ya, Mine‘ye merakla izledim, okudum. Şimdi kendim de hamile olunca, hem de biraz vakti bol, yazmayı seven bir hamile olunca… Bakalım ben yazabilecek miyim?”. İlk yazının eğlenceli ritminde anlayacaksınız siz de, çok da güzel yazacak bizce 🙂 Aramıza hoş geldin  Zennube Ezgi, sen de iyi ki geldin 🙂
[divider]

Merhaba sevgili Kadıköy Anneleri, hamileleri ve meraklıları!

Kuruluşundan bu yana anne olmasam da sırf merakımdan takip ettiğim Kadıköy Anneleri’ne bir gün hamilelik günlüğü yazacağımı bilmezdim =). Ne mutlu ki, bir e-posta gönderip ‘ben de yazabilir miyim?’ deyişime süper bir cevap aldım  ve şimdi karşınızdayım. Bu 15 haftanın nasıl geçtiğini özetleyip toparlamaya bakayım. Elimden geldiğince bu günlüğü sıkı tutmaya kararlıyım. O halde, hazırsak başlıyorum!

[divider]

Bundan 9 hafta önce, sürekli evde koku kavgası çıkarmaya, daha doğrusu masum ve mahzun kocamı ağır ithamlarla suçlamaya başlamıştım. Bir gün ev berbat kokuyordu, ”Ölü mü pişirdin bu evde Çağdaş?!?”, bir gün arabanın havalandırmasından iğrenç kokular geliyordu! 3. gün, gittiğimiz bir arkadaş evinde, ”Kusura bakmayın ya, hay allah ben bugün biraz terledim galiba, acayip kokuyorum,” demekten kendimi yiyip bitirince, arkadaşlar hamile misin diye yokladı, yok yaa dedim. Sonra eve dönerken, Çağdaş dayanamadı ve ”Bi’tanem yanlış anlama ama bence sen hamilesin,” dedi. O kadar aksiydim ki, adamcık bunu bile ürkerek söyledi galiba =).

Eczaneden testi alıp eve gelene kadar kendimi de Çağdaş’ı da -güya- rahatlatmaya giriştim. ‘‘Bak aşkım bizim çocuğumuz öyle kolay olmayacak, tedavi falan oluruz bence kesin. Bak 3 ay oldu korunmuyoruz tık yok, şimdi terledim diye beni hamile ilan ettiniz, yapmayın bak üzülürüz sonra…” 3 dakikalık yolda eve gelene kadar bütün azmimle negatif test sonucu ihtimaline cevaplarımı önden vermiştim. Aslında ilk iki ay hevesle test alıp negatifleri çöpe atmaktan bıkmıştım ve sıkılmıştım artık… (Üstelik en son negatif testi de sadece 1 hafta önce görmüştüm. Hastalandım, gittiğim doktor antibiyotik yazınca, ilacı almak istemedim, eve gelip testi yaptım negatif çıktı ama yine de o ilacı içmedim. Oh iyi ki de içmemişim!)

Tam da o günlerde, ”Yaza kadar yavru gelmezse Eylül’de devam ederiz denemeye. Singapur, Tayland, Hindistan gezmesi yapar, aşı gereken ülkeleri bebesiz aradan çıkarır öyle devam ederiz,” diyorduk ki, elimdeki gebelik testi neredeyse ben çişimi yapmadan pozitif sinyalini verdi!

Sonrası birkaç saatlik bir şok ve sevinç karışımıydı. O gün evde bizimle olan halamın aklını aldım çığlıklarımla, zaten ilk 10 dakika klozetten kalkmayı bile akıl edemedim! Sadece Çağdaş’ı yanıma çağırıp, ‘N’APICAZZZ?!? ALLAAAHH!’ diyebildim! Sağolsun akıl etti de, tuvaletten kaldırdı beni =).

Korunmayı bırakacağımız zamandan belliydi doktorumun kim olacağı. Tabii ki ailemizdeki herkesin -ben hariç, sebebini başka bir yazıda anlatırım- doğumunda bulunan Işık halamız olacaktı. Önceden kontrollerime gitmiştim, evde köpeciklerimiz var diye toksoplazma testi ve birkaç ön testi yaptırmıştım. Sigarayı bırakalı zaten aylar olmuştu, folik asit alıyordum ama yine de, HAMİLE OLDUĞUMU GÖRÜNCE ŞOK OLDUM!

Hemen doktorcuğumuz Işık halaya telefon ettik. Çığlık çığlığa tek yapabildiğim, ”Halacım, sana gelemiyoruz şu anda. Bizim bi hastane var yakında, hemen gidip baktıralım mı?” demek oldu. Halam, ”daha keseyi bile göremeyebilirsiniz, durun gece gece gitmeyin hiç gerek yok,” derken biz çoktan otoparka inmiştik bile. Hemen yan sokakta oturan annemi aldık, pijamalı, gülen&ağlayan bir üçlü olarak koşarak Kozyatağı Central Hospital’a gittik.

Ve doktorun ne kadar önemli olduğunu o gün anladık.

ka-16052016 (3)
“Doktorun ödümüzü patlattığı gece eve bu üç baloncuklu keseyle döndük.”

Nöbetçi kadın doğum doktoru bütün hevesimizi yerle bir etti. Tabii ki riskleri anlatsın, hele bi soluklanın desin, ama o üslupla, gece yarısı mutluluğumuzun üstünden tır gibi geçti! ”Evet, kalıp gelmişsiniz, evet… Hmmm… Burada bir kese var… Ama içi boş olabilir. Ya da bu kese haftaya yok olabilir… Yani henüz gebelik diyemeyiz. 3 hafta sonra tekrar gelin, bakalım.”

Doktor değilim ama 27 yıldır insanım, az çok ben de kötü haberler verdim ya da tedbirle konuşarak heves kıran oldum ama böylesine gaddar doktora inanamadım. Yahu yüzü gülen, pırıl pırıl bir çift görüyorsun karşında. Şöyle bir gülümsesen, sıcak bir sesle desene, aman temkinli olun, en çok yanılma bu dönemde oluyor. Her ihtimale karşı biraz zaman verin bu keseye… Azıcık yüzün gülse ölür müydün be adam? Onun yüzünden eve kös kös döndük ve ben Işık halamın sözünden çıkmamaya o gün karar verdim. Moral bozmaya yol açmanın alemi yoktu. Bundan sonraki 2 hafta boyunca, hem herkese haber verdim hem de sürekli ‘henüz belli değil belki de düşer,’ demekten dilimde tüy bitti. Travmamsın nöbetçi doktor! 

7. haftada cücüğü gördük! Şimdi de 12. haftaya kadar düşük riskli bölüme geçmiştik =) Doğal seleksiyona güveniyorum dedim, kapadım gözümü. Endişelensem de kendimi yemeden 12. haftayı tamamladım. Çünkü canımın derdine düştüm:

9. haftaya kadar gık demedim,hafif baş dönmesi, tansiyon falan derken iyiydim. Ta ki bir sabah bulantıyla uyanana kadar. O günden sonraki her gün bir yıl gibiydi. Evde tektim, sadece -bazen- meyve yiyebiliyordum. Ne yesem çıkardım, ne görsem kustum, bir süre sonra yemeklerin sadece kusulmuş hali gözümün önüne gelmeye başladı, tabaktaki yemeklerden de soğudum… Bırak kilo almayı, nefes bile alamadım. Çok zorlandığım, açlıktan midemin kasıldığı günler oldu, ilaç almam ben derken seruma razı oldum. Bu arada işi bırakmak zorunda kaldım. Ekibi yarı yolda bırakma duygusuyla kendimi yedim, bu haftalarda sürekli kustum ve ağladım. Ve herkesten,”12. hafta bitsin, her şey yavaş yavaş düzelecek,” lafını duydum.

12. haftada bulantılarım hala aynıyken,önümüzde aylar önce planlanmış bir İngiltere seyahati vardı.(Vize başvurusuna bile kusarak gitmiştim ah!) Pek inançlı biri olmadığım halde bildiğim bütün totemleri, duaları yaptım. Artık kendim için değil Çağdaş için üzülüyordum çünkü bütün yük ondaydı. Evdeki biri engelli olan iki köpeğin bakımı&tuvaleti, temizlik, çamaşır, alışveriş ve hepsini geçtim, hasta mı hamile mi belli olmayan bir Ezgi görüyordu sürekli. Morali bozuktu, daha doğrusu endişeliydi, kendisi de yemek yemekten, kokmaktan çekiniyordu, ki çok kilo verdi benimle beraber… O yüzden artık bitsin şu bulantılar diye çok yalvardım. İkimiz de aç ve bunalıma doğru yokuş aşağı gidiyorduk. Tek moral sebebimiz, ultrasona gidip gördüğümüz minyatür insandı. Bir de ben biraz iyi olunca gülüşüp sarılmalarımız vardı elimizde…

Bunun yanında, bir psikoloji mücadelem vardı. Son bir yılın yarısını doktor onaylı depresyonda geçirmiş bir insan olarak hamileydim ve rüyalar alemi beni rahat bırakmamaya başlamıştı. İnsanın anasıyla babasıyla ne derdi varsa ortaya çıkıyormuş galiba kendi çocuğu olacağı zaman. Bunun için çalışmaya başladım. Hem canım psikiyatrımdan hem de kitaplardan destek almaya da bu haftalarda başladım.

ka-16052016 (1)
“Cücüğün ilk seyahati. Aylar önce ayarlanmış olmasa, belki de gelip göremezdik Newton’un elma ağacını :)”

13. haftada İngiltere’deydik ve arada sırada kullandığım bir ilacı bu hafta daha sık aldım. Oralarda kim bana serum taksındı? O hale gelmemek için hem ilaç hem de sanırım 13. haftanın biraz hafifleme etkisi ile çok rahat ettim. Bazı günler kafelerde uyudum, bazı günler midem çok bulandı ama kusmadım, soğuk aldım, ateşim çıktı ama yine de 8-9 gün sağ salim gezdim geldim. Marketlerdeki hazır meyve reyonlarına buradan selam göndermek istiyorum. Soyulmuş, yıkanmış içinde çatalı, kaşığı olan meyve kutuları sayesinde hiç aç kalmadım. Yolda, müzede, metroda sürekli meyve tıkındım. Bu arada 12. haftada yapılan ikili testin sonuçlarının olumlu olduğunu öğrendik.

14. hafta uyuyarak geçti. Tatilin yorgunluğu muydu, uyumaların artması haftasında mıydık bilmiyorum ama 1 hafta uyudum. Ve uzun uzun uyurken aç kalmaya başladım, uyanınca çok aç olduğum için bir şeyler yiyemedim. Ve sanki eskiye dönüş gibi bir hafta geçirdim. Bu arada, cücükten henüz haberimiz yokken bir ev alma işine girişmiştik, yakın zamanda taşınmamız gerekiyordu. Onun planlarını kafamda yaparken, kılımı kıpırdatamadığım için vicdan azabı çekip yorgun düşerek geçti bu hafta.

ka-16052016 (2)
“15. haftayı 8,5 santim boyla kapattı top kafa cücük :)”

15. haftada midem yine biraz düzeldi.Çok sevdiğim bir arkadaşımın nişanına gittik, ilk kez o gün pörtleyen göbeğim sonraki günlerde inmedi. Oysa ben artık gevşeyen bağırsaklarıma alışmıştım, soranlara gazdır gaz diyordum ama galiba ilk kez bebek göbeği çıkıntısını bu hafta gördük ve inmeye pek niyeti yok gibi =)

Bu uzun özetle, hamileliğime hoş geldiniz diyorum! Okuduğunuz için çok mutluyum =)

16+1: Bu haftaki amacım popomu acıtmayan külotlar almak, ince, hafif elbiseler bulmak ve taşınacağımız evin boya badana gibi işlerini organize etmek.

 

Görüşmek üzere!

Zennube Ezgi & cücüğü

[author title=”Zennube Ezgi Kaya Ünveren” image=”https://secureservercdn.net/50.62.198.70/eaf.195.myftpupload.com/wp-content/uploads/2016/05/ka_zennubeezgikayaunveren_foto.jpg”]1989 doğumlu, çocukluğu Kadıköy’de geçmiş, hala da aklı orada olan bir İstanbul insanı. Fransız Dili ve Edebiyatı Mezunu, dijital pazarlamacı, sivil toplum & sosyal projelerle haşır neşir bir anne adayı. Şimdilik kızı Ela’ya hamile ve zamanının çoğunu çeviri yaparak geçiriyor.[/author]

1 Yorum

Comments are closed.

Most Popular

Cumhuriyet’in 97. Yıl Coşkusu ve Atatürk Bir Ulusun Kurtarıcısı Çizgi Romanı

Herkese merhaba! Uzun süredir yaşadığımız pandemi yüzünden bayramlar buruk geçse de, yaklaşan Cumhuriyet Bayramı beni çok heyecanlandırıyor. 97.yılını kutlayacağımız Cumhuriyet'imize yakışır bir coşkuyla, çocuklarımıza...

Kitaplarım Geldi Kurucusu Özlem Onur Kurtuluş ile Söyleşi

Sevgili Kadıköy Anneleri merhaba, bundan üç yıl önce Mutlu Fil Kitabevi’nin kurucularından Sevgili Nihal Ünver ile birlikte “Senin İçin Kitap Seçtim” adlı bir projeye...

Pandemi Günleri ve Çocuk Kitapları

Sevgili Kadıköy Anneleri merhaba, uzun süredir sizlere yazamadım. Mart ayında başlayan pandemi süreci herkes gibi beni de alt üst etti. Eve kapandığımız o ilk...

İlham Veren Babalar: Bager’in Babası Mehmet Çalışcı

Herkese Merhaba, "İlham Veren Babalar" serisinin beşinci yazısında sizleri "ilk iş babalık" söyleminin hakkını veren, çok özel bir baba ile buluşturmak istiyorum. Doğuştan görme...