11 Aralık 2017, Pazartesi
Ana Sayfa / İlk Kitaplığım / Kirpi ile Kestane

Kirpi ile Kestane

Sevgili Kadıköy Anneleri merhaba,

Zaman ne kadar hızlı geçiyor öyle değil mi? Daha geçen gün doğum heyecanı içindeyken şimdi gün ve gün bebeğimizin büyümesinin sevincini yaşıyoruz. Bebeğimiz artık yürüyor, etrafını keşfediyor, deniyor ve problem çözüyor. Algısı her geçen gün artıyor. Ses oyunları yapıyor ve söylediklerimizi tekrar etmeye çalışıyor. ka-10092015-04Tüm bunlar hızla olurken bizim ilk zamanlardaki şaşkınlığımız azalsa da kent yaşamı koşturmasında her şeye yetişmeye ve dahil olmaya çalışıyoruz. Hele çalışan anneysek işler daha da zorlaşıyor. Bir yandan işteki sorumluluklarımız, bir yandan evdeki hayatı düzene koyma çabamız ve dahası kendi tutkularımız arasında zaman zaman bocalıyoruz. Kendimizi yetersiz hissettiğimiz oluyor. Sorunlar karşısında hemen çözüm bulmak istiyoruz. Çünkü yapmamız gereken çok şey var. Hele bir de fazla mükemmeliyetçiysek her şeyi kontrol altında tutmaya çalışıyoruz. Oysaki bazen her şeyi yapmamaya çalışmak ve hayatı kendi akışına bırakmak gerek öyle değil mi? Bunu nasıl mı anladım? Feridun Oral’ın hem yazıp hem resimlediği “Kirpi ile Kestane” kitabını okurken fark ettim. Şaşırmayın çocuk kitapları sadece çocuklara bir şey demezler zaten öyle iseler hiç okumaya değmezler. Haydi, bu kitabı birlikte tanıyalım.

Atkestanesi ağacının altında uyuyan yavru kirpi ile onun sırtına düşen küçük kestanenin arkadaşlığını anlatan bu kitabın öyküsü kısaca şöyle; Güneşli güzel bir gün küçük kirpi, kestane ağacının altında uyurken ansızın sırtına pat diye bir şey düşer. Kirpi önce bu durumu pek anlamaz, üzerindeki ağırlığı dikenlerinin büyümesine bağlar. Ama çok geçmeden bunun bir kestane olduğunu anlar. Kestaneyi yanına çağırır ama bu şimdilik imkânsızdırka-10092015-01 çünkü ikisinin de dikenleri birbirine dolaşmıştır. Küçük Kirpi hoplar, zıplar ama kirpiyi sırtından indirmeyi başaramaz. Hatta takla bile atar ama bu sefer dikenleri daha da çok dolaşır birbirine. Bunun üzerine iki yeni arkadaş bu sorunu çözmek için yardım ararlar. Ama karşılaştıkları hayvanlar birçok farklı nedenden onlara yardım edemez. Hepsinin yapacak başka önemli işleri vardır. Gün dönmekte ve akşam olmaktadır. Küçük kestane endişelenip ağlar. Bunun üzerine küçük kirpi koşmaya başlar. Öyle hızlı koşar ki, birden yokuş aşağı yuvarlanır. Tabii kestanecik de onunla birlikte. İki arkadaş kendilerini bir ağacın dibinde bulurlar. Gözlerini açtıklarında birbirleriyle karşılaşırlar. Sorun doğal akış içinde çözülmüştür. Sonunda birbirlerinden ayrılmışlardır. Küçük kirpi koşa koşa evine gider. Kestane ise yapayalnız kalmıştır. Ama tam o sırada ağaçtan yanına bir şey atlar. Küçük kestanenin annesidir bu. Öykü, başladığı yerde sona erer. Kestanecik yaşadığı maceranın yorgunluğuyla annesine sokularak derin bir uykuya dalar.

Ne kadar sevimli bir öykü öyle değil mi? Bebeklerimizi/çocuklarımızı ormanda yaşayan birçok hayvanla tanıştırırken aynı zamanda da problem çözme, arkadaşlık konularında onları ka-10092015-02düşündürüyor. Kitabın merak uyandıran sürükleyici bu öyküsündeki çatışma, okurun yaratıcılığını da harekete geçiriyor. Bu nedenle kitabı yaratıcı drama ve çocuk yogası çalışmalarımda da kullanıyorum. Çocuklarla her seferinde farklı sonuçlara ulaşıyor ve çok eğleniyoruz. Kitabın çocukların düş ve düşünce dünyasını devindiren öyküsü yanı sıra yalın dili ve natürel görselleri de çok başarılı.Kitabın sayfa düzeninde sol tarafta dilsel metin, sağ tarafta ise görsel metin yer almakta. Ancak sağ taraftaki dilsel metnin üstündeki tek illüstrasyonlar her iki metni de çok iyi tamamlıyor. Devingen, sevimli karakterleri (özellikle kestanecik gözleriyle çok şirin)  ve gerçeğe yakın mekân tasarımlarına sahip kitap, 1992 yılında 5. Barselona Çocuk Kitapları İllüstrasyon Sergisi’ne ve 1993 yıllında ise Uluslararası Bratislava İllüstrasyon Bienali’ne seçilmiş.

Bu kitabın şimdilik 16 aylık oğlum İda’nın favori kitabı olduğunu söyleyemem ama bu sıralar özellikle üç yaşka-10092015-03 üstü yaptığım çalışmalar için benim favorim. Ayrıca yazımın başında bahsettiğim gibi bana çok iyi geldi. Kitap ile ilgili yaptığım yoga çalışması sonrası şöyle düşündüm; Bazen kendimize zaman tanımak gerekir. Ne derler bilirsiniz; “Su akar yatağını bulur.” Sorunları panik ile çözmeye çalıştığımızda işler daha da karışık bir hal alabilir. Çevremizdeki kimseler bize yardım edemediğinde kendimizi çaresiz hissedebiliriz. Sakin olmalı ve bazen doğal akışa teslim olmalıyız. Çözüm gözümüzün önündeki çok basit bir şey olabileceği gibi olaylar kendiliğinden de yoluna girebilir. Tıpkı kestane ve kirpinin yaşadıkları gibi. Hepinize iyi okumalar dilerim.

ka-04092015-01

Not: Sevgili anneler, her hafta büyük bir zevkle yazdığım ilk kitaplığım yazılarımı maalesef iş hayatımdaki yoğunluk nedeni ile ayda bir yazmaya mecbur oldum. Ancak sizlerle farklı etkinliklerle de beraber olamaya devam edeceğimizi umuyorum.

ka-04092015-02

Hafize Güner

İda’nın annesi, çocuk gelişimi ve eğitimi öğretmeni, yaratıcı drama uzmanı/öğretmeni, çocuk yogası eğitmeni, drama/tiyatro ve çocuk kitapları yazarı. Şimdilerde Terakki Vakfı Okulları’nda çalışıyor. Moda’da yaşıyor. Dört kedisi, sokak köpekleri, Tilki Toni kitapları ve biricik eşiyle huzurlu ve mutlu.

Zeki Çocuk Anaokulu

Bu yazımızı da inceleyin.

Küçük Kitap Kurtları için Seri Kitaplar-1

Sevgili Kadıköy Anneleri merhaba, Üç yıla yaklaşık bir süredir yaptığım kitap tanıtımlarında pek çok seri …

error: Yazılarımızdan memnun kaldıysanız, kopyalamak yerine paylaşabilirsiniz... Sevgiler! ʕ•ᴥ•ʔ
35 Shares
Share30
Share5
Email
WhatsApp
+1