20 Kasım 2017, Pazartesi
Ana Sayfa / Annelik Günlükleri / Daha Dün Annemizin Kollarında Oynarken….

Daha Dün Annemizin Kollarında Oynarken….

Oğlum 2 yaşına geldiğinde çocuk doktorumuz ana okul yaşının 2,5’a indiğini, Bilgehan’ın kişisel gelişimi doğrultusunda okula hazır olduğunu söyledi.

Biz de Bilgehan’ı artık evde oyalamamaya başlamıştık, 2 yaşına kadar evde televizyon açılmamışken istemesem de televizyon karşısında, tabletle uzun zamanlar geçirmeye başlamıştı. Sıkılıyordu… Nerede bizim çocukluğumuz diye düşünüyordum, mahallede  arkadaşlarla bütün gün sokaklarda, bahçelerde, kardeşler, kuzenlerle evlerdeydik, apartmanlar ise koca soğuk bir yalnızlıktı… “Anne hadi parka gidelim bir çocukla tanışırım!” diyerek gidilen her park ertesi gün bir hüsrandı çünkü o tanışılan yeni çocuk orada olmuyordu. Arkadaş, yaşıt istemeye başlamıştı. Benim arkadaşlarım kimler diye soruyordu…

Ben de okul soruşturmalarına başladım. İlk olarak haftada 1-2 gün oyun grubuyla başlasın, 3 yaşında yaz tatili sonrası gideceği okulu seçeriz diye düşündüm. Avusturalya çıkışlı bir modelde karar kıldım. Her hafta ahşaptan ka-28012016-01yerden yüksekte – alçakta parkurlar kuruluyor, çocuğun ellerini ve çıplak ayaklarını kullanarak bu parkurlardan belli bir düzende tırmanıp, sürünüp, kayarak geçmesi bekleniyordu. Küçük – büyük motor, denge, güven, kordinasyon gelişimi için çok keyifli ve etkili görünüyordu. 20 dakikalık parkur zamanının ardından yerde daha çok denge, sağ sol, kordinasyon odaklı müzik eşliğinde hareketler yapılıyordu. Ama Bilgehan 2-3 haftanın sonunda haftada 1-2 gittiği bu yerden keyif almamaya başladı. Sınıf içindeki “öğretmen”den tedirgin oluyordu. Bilgehan o zamana kadar anne-baba evde modeli ile büyüdüğü için tanımadan herkese güvenen bir çocuk değil, hele ki ortamda ben varsam annem gelsin, annem yaptırsın diyerek tercihini net koyan bir çocuk. Bir süre sonra hareketleri yapmamaya başladı. Çoğuzaman sadece oturmak ve gözlemlemek, bazılarını yapmak, neden yapıldığını sormak, parkuru kendi istediği sıra ile geçmek istiyordu. Benim için sorun yoktu tercihi öyleydi ama sınıf öğretmeni kuralları sıralıyor, sürekli olarak benimle olan bağından şikayet ediyordu. Bazen zorlayarak hareketleri yaptırmaya çalışıyordu. Bir gün aktivite çıkışında öğretmen bana Bilgehan’ı şikayet etti. Onun komut almadığını, sınıf düzenini bozduğunu, bütün hareketleri benimle yapmak isteyip öğretmene izin vermemesinin gelecekte problem yaratacağını söyledi. Bu arada oraya 2 yıldır giden ve her hafta aynı şeyleri yapa yapa ezberlemiş olan çocukları örnek gösteriyordu…

Önce dinledim, sonra; “….. Hanım, biz ebeveyn olarak Bilgehan’ın her komutu sorgulamadan almasını zaten istemiyoruz, bizim için sürüdeki karakoyun olmasının hiçbir mahsuru yok, sınıf düzeni dediğiniz şey “grup” sadece 4 kişi ve bunlar daha 2,5, 3,5 yaşında oyun oynamaya gelen çocuklar. Burada amaç oynarken öğrenmek ama illa ki eğlenmek değil mi, siz bu çocukları Alman-Rus disiplininde olimpiyatlara mı hazırlıyordunuz da ben bilmiyordum.” dedim. “Bir de sizden ayrılmıyor dediğiniz kişi annesi, tabii ki 2,5 yıldır sadece anne ve babası ile yaşayan bir çocuk bir anda başka birine bağ kurmadan gitmeyecektir.” Öğretmen bana ben ona baktım. Eve dönüş yolunda düşündüm de düşündüm.

Bir sonraki hafta ise olanlar oldu. Her hafta çocukların üstünde durmaları için dağıtılan, çocukların renklerini seçtikleri daireleri o hafta ….. Hanım, “Her renk güzeldir bu hafta benim istediğim renklerde durarak dans edeceksiniz” diyerek dağıttı. Bilgehan bana baktı ve sessizce  “Ama benim mavi sevdiğimi biliyor neden kırmızı verdi?” diye sordu. Kırmızı dairenin dışına oturarak oyuna katılmamayı seçti. Bu sefer de ….. Hanım, “Ama böyle oturamazsın, haydi gel”  diye sürekli seslenmeye başladı 2,5 yaşındaki çocuğun cevabı “Zaten hep aynı şeyleri yapıyoruz ben bunları daha önce yaptım, ben babamı istiyorum burada olmak istemiyorum” diyerek  ağlamaya başladı(Mekana gelirken de artk gitmek istemediğini evde kalıp babasıyla oynamak istediğini söylemişti. O sırada eşimin sergi hazırlıkları vardı ve oğlanla kaliteli zaman geçiremiyordu.) Oyun saati bitmeden arabaya binmiş evin yolunu tutmuştuk, Bilgehan ağlıyor ben ise çocuğa sert bir sesle konuşuyordum kabul ara ara bağırdım da. Niye oynamadığını, niye yapmadığını, niye direndiğini soruyordum, onun için haftalardır taaaa evden kalkıp buralara kadar geliyorduk falan filan…

Eve giderken en sonunda Bilgehan’ın bir cümlesi beni kendime getirdi… “Anneciğim haydi sen her zamanki anne ol, ben her zamanki Bilgehan olayım”… Kalbim ezildi.

Lafı uzatmayacağım, o gece oturup düşündüm, oyun grubu diye gittiğimiz yer ne çocuğuma, ne bana, ne de anne-oğul ilişkimize iyi gelmişti. Oyun saatleri strese ve kabusa dönüşmüştü. Sınıfta etkinlik yaptıran kişinin baskıcı, koşturan hali hem oğlanı hem beni germişti. Oyunu kuralıyla eksiksiz oynamak ve listedeki oyunları oynatmak bir “başarı”ydı. Oyun oynamak ne zamandan beri “Çek atılan bir liste” haline gelmişti?

Bu olayın dışında daha önceki haftalarda yaşadığımız başka sorunlardan bahsetmiyorum bile…

Her çocuk farklı, her aile de farklı, biz homeoffice çalışan anne-babayız ve oğlumuza doğduğundan beri yardımsız olarak bakıyoruz. Evet bize bağlı, çünkü bizim evde onun anne babası olmanın dışında, günlük hayatta her şeyi beraber yapan, oyun oynayan, kitap okuyan, alışverişe giden, koşturan, çalışan, 7-24 beraber yaşayan 3 kişiyiz… Evet onun bizden ayrılma vakti geliyordu ama bunu zedeleyerek, örseleyerek değil, güvenerek, hazır hissederek ve en önemlisi isteyerek yapması gerekmez miydi? Geri kalan 1 ayda o yerin kapısının önünden bile geçmedim. Geri kalan diyorum çünkü burası paket oyun ücretini 3 aylık peşin olarak alıyordu, son 1 ay gitmememize rağmen ne bir telefon ne bir maille neredesiniz diye sormadılar bile. Demek ki ticaret çocuklardan daha önemliymiş…

Peki ne mi yaptık? O kışı evde verimli geçirmeye çalıştık, daha çok park saatleriyle, arkadaşlarla geçirmeye özen gösterdik. Nisan ayında yeni eğitim döneminde Bilgehan’ın nasıl bir yere gitmesi uygun olur diye araştırmalar ve görüşmeler yaptık…

Evet bu bizim için kötü ama eğitici bir tecrübeydi ve neyse ki sadece bir oyun grubuydu yine de yaşadığımız o gün benim için sonraki adımlarımda iz olarak kaldı. Çocuğunuzu götüreceğiniz yeri tanımaya çalışırken asıl önemli olanın çocuğunuzu, ailenizi, eğitim ve yönlendirme tercihlerinizi okula anlatmanın önemini farkettim. Çünkü onların küçücük dünyalarında her ufak adım, hareket, dokunuş, laf koca bir etki yaratıp iz bırakıyor. Aile ile okulun hayata bakışının aynı paralellikte olması gerekiyor. Moda olmuş eğitim sistemlerine, havalı dekorlara, süslü sınıflara aldanmayın, trendlere kanmayın… Asıl olan çocuğunuzun o güzel ruhunun anlaşılarak zedelenmeden gelişmesi. E ne mi oldu Eylül’de, onu da sonra anlatırım 🙂

Tuba Şamlı Atilla

1978 Ankara doğumlu. 1987’den beri Kadıköy’lü. İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi, Resim Bölümü ve Mimar Sinan Üniversitesi, Grafik Tasarım Bölümü mezunu. 12 yıl boyunca reklam sektöründe, uluslararası ajanslarda Sanat Yönetmenliği ve Yaratıcı Yönetmenlik yaptı. 2012 yılında oğlu Bilgehan’ın doğumuyla birlikte hayatının en yaratıcı dönemine adım atmış oldu. Serbest illüstratör ve grafik tasarımcı olarak çalışmanın yanısıra aletli dalış ve pilates sporlarıyla ilgileniyor. Eşi Ansen, oğulları Bilgehan ve Uluhan, kedileri Tatlış ile Toprak ve onlarca bitkisiyle İstanbul- Kadıköy’de yaşamakta.

Zeki Çocuk Anaokulu

Bu yazımızı da inceleyin.

Lokal Anne Gruplarının Yükselişi 2: 71 Aktif Anne Grubu

Farkında mısınız? Bu aralar sosyal medyada lokal annelerin bir araya gelerek gruplar oluşturduğuna şahit oluyoruz …

error: Yazılarımızdan memnun kaldıysanız, kopyalamak yerine paylaşabilirsiniz... Sevgiler! ʕ•ᴥ•ʔ
80 Shares
Share69
Share8
+13
Email
WhatsApp