Ana Sayfa / Doğum Hikayesi / Meğer En Güzel Koku SÜT Kokusuymuş…

Meğer En Güzel Koku SÜT Kokusuymuş…

Merhaba Kadıköy’ün güzel anneleri;

Herkesin bir doğum hikayesi vardır; ölümsüz anlardan ibarettir, anlatır, anlatır anlatır. Erkeklerin askerlik anıları, kadınların doğum hikayeleri hayatları boyunca anlatmakla bitmez 🙂 İşte bu da benim doğum hikayem. Kadıköy Anneleri için yaşadıklarımı, 11 ay öncesine giderek, keyifle hatırlayarak anlatmak istedim. Umarım yüreğinize dokunur!

Hamileliğim boyunca, karnımdaki minnak beni hiç ama hiç üzmedi desem yeridir. İlk aylarda düşük riskim vardı, plasentanın sağ duvarına tutunmuş ve uçurumdan düşebilirmiş doktorumun deyimiyle. Ultrason görüntüsüne bakınca bir hocasını arayarak yapacak bir şey olup olmadığını sormuştu. Kulağımda hala o telefon konuşması… Hocası da yapacak bir şey olmadığını, bir mucize gerçekleşirse bebeğin tutunabileceğini ama yüksek ihtimalle gebeliğin sonlanacağını söylemişti. Yasakları yedim tabi, yoga, seyahat, temizlik vs… Aklınıza ne gelirse! Bu riskli durumdan dolayı normale göre daha fazla kontrole gittim ve sonunda bir kontrolümde mucize bebek demeye başladı doktorum, çünkü gerçekten de büyük bir başarı sağlamış ve plasentayı ortalamıştı 🙂 Hayat’ıma müjdeyi verdim, çok şaşırdı, O da hiç beklemiyordu bu mucizeyi. Nihayetinde artık normal bir hamileydim, risklerim bitmişti. Tatillere gittim, denize girdim, yogamı yaptım, mucizenin büyüme aşamalarına sarıldım sımsıkıca 🙂 Ve keyfimce yaşadım bir daha yaşayamayacağım bu günlerimi…

Anneler bilirler, 36. haftadan sonra her hafta düzenli bir kontrol dönemi başlamakta. Sağlığı, sıhhati iyi mi? Yaşam suyunda keyfi yerinde mi? Kalp atışları normal mi? Doğum kanalına girmiş mi? İşte bu soruların yanıtlarını araştırmak için ben de NST denilen bebeğin kalp atışlarının dinlendiği makineye bağlanmaya başladım. 38 haftalık rutin kontrolüme gittiğimde yine NST’ye bağlandım. Çıkan sonucun kötü olduğunu hemşirenin yüzünden anladık; kasılmalarım çok şiddetliydi. Hayat’ım ile birbirimize baktık, kendisi de sakin durarak beni sakinleştirmeye çalıştığının farkındaydım. Doktorum acaba ne diyecekti? Bebeğim iyi miydi? Kalp atışlarım kulağıma geliyordu heyecanımdan dolayı. Gazi Hoca yanına çağırdığında bizi güler yüzü ile sakinleştirmeye çalıştı ancak bir yandan da durumun önemini anlattı. Bebek doğum kanalına girmemişti ancak yalancı doğum sancıları günde ortalama 10 civarında olması gerekirken benimki 45 dakikada 20 kere olmuştu vee herşeyden önemlisi mucizemin kalp atışları normal değildi. Tatlı birşeyler yememi ve bir saat sonra tekrar NTS’ye bağlanmamı istedi. Sonuçlar yine istenilen gibi olmadığından, çok korkmamamız gerektiğini ancak bir sonraki randevuyu hemen ertesi güne vermek zorunda olduğunu söyledi. Yarınki randevuya kadar tekmelerini ve kasılmaları takip etmemi ve not etmemi istedi. Zaten o gece kendisi nöbetçiydi. Gazi Hoca’nın hastanede tüm gece olacağını bilmek biraz olsun içime su serpmişti ama yine de çok heyecanlıydım…

Uykusuz bir gecenin ardından tekrar hastaneye gittik. NTS’ye bağlandım ve yine kalp atışlarında sorun. Ardından muayene ile bakıldı; doğum kanalında bebek yok. Elimdeki notlar bildiğiniz doğum sancıları kadar düzenli. Ultrason ile bakıldı orada da sorun anlaşılamadı. Mucize kendisini plasentaya o kadar yapıştırmış ki özellikle baş bölgesinin kapkaranlık bir görüntüsü vardı elimizde. Tüm kontroller sonrasında Gazi Hoca’dan o hiç istemediğim sözcükler dökülmeye başladı… “Ne kadar çok normal doğum yapmak istediğini biliyorum. Ama inan bana güvenmelisin. Bebekte ciddi bir sorun var ve çözemiyorum sorunu, seni acil sezeryana almam gerekli. Dün seni gönderdiğim için bile pişmanlık yaşadım, bana kalsa dün almalıydık ama yine de bir ihtimal normal doğumu yapabilirsin diye risk olsa da beklettim sizi 24 saat…” Hayatım ve Gazi Hoca’nın bakışları bir anda üzerime çevrildi. Tabi ki o durumda olan bir anne başka ne yapabilir ki? Bu doğrultuda yapılması gereken neyse onu yapacaktım; istemediğim bir yol olsa da…

Sonrasında içimizi bir heyecan kapladı; Hayat’ımın beni alnımdan öptüğü ve elimi sıkıp güç verdiği anı hiç unutamam. Hemen annemi aramasını istedim çünkü ailem Yalova’da oturduğu için doğuma yetişmelerini istiyordum. Sömestr tatiline denk gelmesi bir yandan iyi oldu, ablam öğretmen olduğu ve Bursa’da oturduğu için O ve yeğenlerim de hemen gelebilecekti. Ve süslerimi emanet ettiğim aile dostumuz, dostum Pınar Abla zaten ilk aranacaklar listesindeydi 🙂 Babam çok hasta olmuştu, üşütmüştü, bu yüzden gelmesinin imkanı yoktu. Halbu ki o benim ilk aşkımdı ve yanımda olmasına çok ihtiyacım vardı… Ama olsun o iyi olsun da 🙂 Hayat’ımın annesi sıkıcı bir rahatsızlıkla mücadele ediyordu o zaman. Şimdi mekanı cennet olsun! Normalde gelemeyecekti ama tedavi arasında olduğu için O da gelebilicekti. Ne mutlu ki görebildi. Aklıma gelen diğer doğum haberlerimi bekleyen sevdiklerime WhatsApp’tan yazdım doğuma gidiyorum diye… Doktorumdan eve gidip duş almak ve eşyalarımı almak için biraz zaman istedim. Bu sayede şehir dışındaki ailem de yetişebileceklerdi doğumuma 🙂

Eve gittiğimde beklenenin aksine çok rahattım. Duş aldım, önceden anlaştığım fotoğrafçımı aradım. Hayat’ım evimize çok yakın olan iş yerine ben hazırlanıncaya kadar işlerini toparlamak için gitmek zorundaydı. Ben de bunu fırsat bilerek hemen kuaföre saçımı fönletmeye gittim. Beyazlarım fön çektirdiğimde daha az görünüyordu, fotoğraflarda çok görünmez diye düşündüm 🙂 Pınar Abla ara ara arıyor, annem arıyor, ablam arıyor, onu bunu nasıl yapalım diye. Ben gayet sakinim. Şaka gibiyim, normalde de sakinliğimle adamı sinir ederim 🙂

Hastaneye vardığımda herkes yavaş yavaş toparlanmaya başlamıştı. Süslemeler yapılmış, fotoğrafçı gelmiş fotoğraflar çekiliyordu. Nihayetinde hadi dediler ve bir sedye ile beni aldılar. Korkmuyordum; artık kızıma kavuşmayı çok istiyordum. Epidural sezaryen oldum, o anları görebilmek, duyabilmek istedim. Anesteziyi yapan bayan doktorı yeni tanımıştım ama  iyi ki doğumum boyunca yanımdaydı. Arada 11 ay geçmesine ve kendisini sadece doğumunda görmeme rağmen yüzü haa aklımda. Yumuşacık ses tonu ile sürekli beni konuşturuyor ve rahatlatıyordu. Minnettarım adını bile bilmediğim bu doktora!

Bunun yanında Gazi Hoca güvenilir bir dosttu benim için. Sakindi, ekibinin hepsi çok keyifliydi bana iltifatlar ediyorlardı. Bu neşenin içerisinde bir anda yüzlerinin rengi değişti. Sesler yükselmeye başladı. “Dikkat et!! Boynuna dolanmış, aman tanrım Belma iyi ki sezeryan yapmışız diyen Gazi Hoca’mın sesi kulağımda yankılanırken… Hani filmlerde olur ya tüm sesler kesilir sadece bir tek ses duyulur işte kızım Ece’nin ürkek ağlamasını duyduğum an ve ilk bakışta AŞK!

Doğum öncesinde de belirttikleri gibi bebeğimi alıp gerekli kontrolleri yapmak için götürdüler ve benim dikişlerimi yapmaya başladılar. İşte o zaman ben de heyecan yerine bir annelik hormonu salgılandı ki sormayın; “Hadi Gazi, dik artık, ya çok özen göstermene gerek yok, kızım aç, yarım saat dedin 45 dakika oldu, çocuk aç ne olur götürün beni artık” diye sayıklamalarımı dün gibi hatırlıyorum 🙂

Yukarı odama çıkardıklarında ise bir anda çok korktum; çünkü herkes ağlıyordu. Ben mutlu mesut kızıma kavuşuyorum diye kalbim hop hop gelirken onca acıyı çekmiş halde olan sanki beni bekleyenlermiş gibi ağlamışlardı. Korktum, ben de ağladım. Ne olduğunu anlayamadım, meğer o vakilert hamile olan dostum Nilay -tabi hormonlar malum duygusallık hat safhada- eşim ağladıkça ağlamış, o ağladıkça annem, annem ağladıkça kayınvalidem, derken teyzem…Hepsi başlamışlar birbirlerinden etkilenerek ağlamaya 🙂 Neden ağlıyorsunuz? dediğimde “Bebek çok güzel Belmaaaaaa!” diye ağlamaya devam ettiler. İşte o zaman içim rahatladı 🙂

ka-070115-2Sonra o kavuşma anı; ahhh anlatması, tekrar hatırlaması bile ne kadar güzelmiş… Kucağıma alır almaz herkesin odadan çıkmasını rica ettim; malum düşünceme göre bebeğim açtı. Annelik değil mi? Ağlayarak herkese “Ne olur kusura bakmayın ama bebeğimi emzirmek için yanlız kalmaya ihtiyacım var” dedim. İyi ki de demişim. Çünkü bu sayede kızıma ve emzirme olayına odaklanabildim (Bu yaptığım sayesinde emzirmeyi başarabildiğime inanıyorum, tavsiye ederim). Kokusunu içime doya doya çekebildim, doyasıya duygu patlamalarımı kızımla ve Hayat’ımla başbaşa yaşayabildim. Masmavi gözleri vardı. İlk günden anladım; “Gözleri mavi olacak!” dedim. Eşim de “Mavi Badem” dedi. Şimdi o gün bugün takma ismi “Mavi Badem Ece” kızımızın 🙂

Uzun bir yolumun olduğunu biliyordum, hem de daha öncesinde hiç yürümediğim ve bilmediğim bir yol…Ve bildiğim bir şey daha vardı ki benim asıl doğumgünüm 5 Şubat 2014 saat 17:53’dü.

Hoşgeldin Mavi Badem’im AŞK ile geldin hayatımıza !!!

Not: Bir sonraki yazımda emzirebilmem için neler yaptığımı ve 10 aylık emzirme hikayemi sizlerle paylaşmak için sabırsızlanıyorum..

Sevgiyle;

Belma Obuter

Ece‘nin annesi. 1999 Marmara Depremi’ni Yalova’da ailesi ile yaşarken geçirdikten sonra, gelen teklif ile 18 yaşında İstanbul’a taşınarak iş hayatına atıldı. Ardından Bölge Müdürlüğü ve Satış Yöneticiliği yaptı. 2010 yılında Yoga’ya gönül vererek Mey Elbi’nin ilk mezunlarından olarak 200 saatlik Yoga Alliance sertifikasına sahip oldu. 2011’de yine Mey Elbi ve Başak Kutlu Atay’dan Hamile Yogası Eğitmenliği eğitimi aldı. Scuba Diving hocası Kaya ile 2008 yılında mavi derinliklerde tanışıp, 2010 yılında evlenerek Kalamış’a taşınan Belma, Ece’ye hamileliği ile 14 yıllık iş hayatına ara verdi. Şimdilerde tam zamanlı bir anne.

Bu yazımızı da inceleyin.

Zennube Ezgi’nin İçinden Bir Zeytin Doğdu!

Sevgili Kadıköy Anneleri, Bilenler bilir, 30. haftadan beri ha geldi ha gelecek diye bekledik durduk …

WhatsApp
Email
Share
Tweet
Share